UN GETİRİYORLARDI...


''Bolu, öğrencisini Arifiye Köy Enstitüsüne gönderiyordu. Rahmetli oldu Kemal Bey, Ahmet Meşeci, Hüseyin Çiçek, Muhittin Yaman vardı. Çok kişi vardı.
Ben orda okuduğum için Bilecik, Sakarya, Kocaeli, İstanbul'un Anadolu yakası Arifiye'deydi. Bir harita vardı. Köy Enstitülerine katılacak iller belirtilmişti. Altı yüz yedi yüz öğrenci bulunurdu
Atla gittik, Adapazarı'na kadar o zaman vesayet mi var. Sene 1944 depremden bir gün önce yola çıktık, çok kar yağdı. Atla gidemedik, köye geri döndük deprem oldu. Yazı geldi, sonra şu kadar süre içinde gelmezseniz hakkınız kaybolacak diye, tekrar Adapazarı'na kadar atla gittik. Atlarımız çiftti bir tanesine babam bindi, bir tanesine ben bindim. Adapazarı'nda bir köyde atları bıraktık trenle Arifiye'ye gittik. Hiç çıkmamıştık köyden, vedalaşmak zordu, küçüktüm. Bizi yetişme sınıfı diye önceden tahsis edilmiş bir sınıfa aldılar. Yaz tatili olmadığı için dörtle beşinci sınıfı bir senede bitirdik. Sonra öğretmen okuluna başladık. İkinci dünya savaşı başlamıştı, kıtlık var. Yemekler iyiydi ama ekmek yoktu. Bir dilim ekmek veriyorlar. İstersen onu bir öğünde yiyebilirsin. İstersen üçe böl, böyle sıkıntılar çektik. Köy enstitülerinde bütün işler tarım işleri olsun sanat işleri olsun her şey öğrenciler tarafından yürütülüyordu. Fırını çalıştıran da öğrenciler, yemeği yapan da, yemeği sunan da. Yakın köylerden gelen arkadaşlar okul fırınına katkı sağlamak için un getiriyorlardı.''Mustafa Büyükkırlı (Arifiye Köy Enstitüsü mezunu)