SANAT .ÇALI Ş MALARI -HAYATİ TAHSİN YILMAZ

SANAT .ÇALI Ş MALARI Dersyd ı 3 dönemdi. Her dönen' sonu notlar ı mı z okunurdu. Her dönem sı ra ile (dönerli olarak) ı narangoz, demirci ve yap ı (in şaat) i şinde çal ışı rd ı k(*). Birinci y ı lda yemekl ı a neye giden yollar yap ı ld ı . Bizim zamammı zda usta yeti şmecli ama, usta öğrencilerin, usta öğreticilerin gözetiminde çal ış - 1 1. ayda eski izlence uyguland ı . Buna göre bir hafta ders (kültür dersi) bir hafta uygulama (sanat çal ış ması ) yap ı ld ı . 1947'de değ i ş en eski uygulamaya (1943 izlencesi) göre, 1. s ı n ı fta öğrenciler üç dalda da (demircilik, dülgerlik, yap ı c ı l ı k) çal ışı rlar; 2. s ı n ı fta bunlardan biri seçilirdi. SON KÖY ENSTİ TC,'LD 39 t ı k(*).. Kirizma yapt ı k. Yap ı i ş inde l ı arç karar, tu ğla ta şı rd ı k. Ta ş ,ocakkı r ı nda çal ışı rd ı k. Bir arkada şı mı zı n (Tahir Mı cı k ) ta ş ocağı nda dört parma ğı koptu. Marangozlukta kap ı -pencere doğramalar ı i ş inde çal ışı rd ı k. Rencle tutar; cilâ yapard ı k. Sı cak tutkal vard ı . Giysi ask ı sı , bavul yapard ı k. İ brahim Bozkı r güzel bir mandolin yapmış t ı . Demircilikte körük çeker, kaynak , lehim. yapard ı k. Menteşe, çak ı , bı çak, geometrik şekiller yapard ı k. Usta öğreticiler bize "sizler mahallebici çocuğusunuz" derdi. Bizim zaman ı mı zda revir, hamam ve çama şırhane yap ı ld ı

*

SINIFLAR AYRILIYOR Bir hafta sonra s ı n ı flar ı mı z ayr ı ld ı . 7 tane 1. s ı n ı f oldu. Bizim- 1-C 52 ki şiydi. Yukarda. atelyelerin bulunduğ u yerdeki bir yatakhaneye verildik. Yatakhaneyle yenu.,khane aras ı 1 km kadar vard ı . *) 2. s ı n ı ftayd ı k. S ı n ı f ba ş kan ı , "gürültü yapt ı " diye İ brahim Bozk ı r ı n ad ı n ı tahtaya yazm ış . Halis s ı n ı fa girdi (öğ renci ba ş kan ı smı flar ı da dola şı rd ı ), İ brahim Bozk ı r' ı kald ı rd ı "ne yapt ı n?" diye. Ibrahim Bozk ı r "hiç!" dedi. Halis, "gürültü yapm ış s ı n, mütalaay ı bozmu ş sun!" diyerek iki tokat patlatt ı . 36 SON KÖY ENSTİ TOLO ... İş te köy enstitülerine al ı nan yoksul, sahipsiz köy çocuklar ı nda anlatmaya çal ış tığı m bu yaban elmalar ııı n. ş a şmaz, köklü sab ı r ve'direnci yatar. Daldan e ğme de ğ il, kökten sürme, yal ı ya da sera çocuklar ı de ğil, bozk ı r çocuklar ı d ı rlar. 17 Nisan, i ş te bu bin yı ll ı k 'ihmal'in üstüne yüreklice gidi ş in, sorunu kö- künden kavray ışı n, bir bozk ı r uyan ışmı n adı d ı r. İ nsan onurunun aya ğ a kalkışmı n, kendine olan güvenin, yurtseverli ğin adı dı r. Osman Şahin Kurulu ş unun 50. Y ı l ı nda Köy Enstitüleri, • ğ it-Der Yay ı nları , 1990, sayfa 283 Üç hafta kadar sonra da giysi verdiler. Bizden öncekiler boz giysiler içindeydi. Bizim giysilerimiz lacivertti (k ı zlar 1. y ı l boz giydi). Giysilerirnizi. giyince "adam" oldu ğ umuzun ayr ı mma daha iyi vard ı k. Ayakları mı z postal gördü. İş giysisi (tulum) de verilmi ş ti. Öğretmenlerimiz de bizim gibi giyini yord u. Aramı zda sanat okulunda, ortaokulda okumu şlar vard ı . Birkaç ı da geçen y ı l sı n ı fta kalanlardand ı . En geneimizle en ya ş l ı nuz aras ı nda 5-6 ya ş fark ı bulunuyordu. Biz Abanahlar bir s ı n ı ftayd ı k. Araçl ı lar dağı n ı kt ı .


*


ÖGRENCI AĞABEYLER
 Gece, yat kampanasmdan sonra da gürültü edenler oluyordu. Bir gece, yak ı n ı mı zda yatanlardan biri hem gürültü yap ı - Uygulamalar ço ğunlukla doğan ı n kuca ğı nda, derslerin ve çalışmaları n özelliklerine göre derslikte, atölyede, tarlada, bah- çede, çal ışmaları n gerektirdi ğ i yer ve alanlarda özgürce yap ı lmış tı r. Ders ve küme ö ğretmenleri de (usta ö ğreticiler dahil), öğrencilerle ayn ı giysiler içinde, i ş saatlerinde, derste, yemekte, e ğlenmede ve dinlenmede, sabah ı n ilk saatlerinden ak ş amlar ı Küt saatlerinin bitimine kadar ö ğ rencilerin aras ı nda kalarak rehberlik görevini sürdürmü şlerdir. Böylece, ö ğ retmen ve ö ğrenci bütünle şmesiyle, köy enstitülerinde kar şı l ı kl ı sevgi ve sayg ı ya, hoş görü ve ele ş tiriye dayanan tam bir demokratik yap ı meydana getirilmiş tir. Daha ilk y ı llardan itibaren ö ğ rencilerin yönetime katı lması ilkesi benimsenmi ş , korunmu ş ve titizlikle uygulanmış tı r. Recep Bulut, Nisandaki Güne ş ler, Oğ rttnı en Dünyas ı , 1990, sayfa 10 *) Enstitüye yaya gelenlerimiz de olmu ş tur. Lütfi Sa ğ lar, ilk geli ş ini şöyle anlatt ı : "Ben, Devrekâni'nin B ı ng ı lday ı k Köyünden 44 km'lik yolu yaya olarak geldim. Yan ı mda Ahmet Zorlu, onun babas ı ve benin a ğabeyim vard ı . Beygirimiz vard ı ama, çok zay ı f olduğ undan binemiyorduk. Ancak p ı rt ı mı z ı ve az ığı mı z ı götürebiliyordu. Enstitüye gelince 'elinizi aya ğı n ı z' y ı kay ı n, müdürün yan ı na ç ı kacaks ı n ı z!' dediler. Temizlendik. Terimizi falan sildik. Aya ğı mdaki çar ı klar delinmi şti. Ayağı mdan ç ı kmak üzereydi. Müdür Hilmi Bilginer, 'b ıı çocuğa posta) veremeyecek miyiz?' dedi. Öteki arkada şı n çar ığı manda derisinden olmal ı yd ı ki, delinmemi şti. Ayağı ma göre posta) yokmu ş . 43 numara verdiler. Nas ı l sevindi ğimi anlatamam. Delik çar ı klar ı m ı da atmad ı m..." SON KOY ENSTİ TÜLÜ 35 yor; hem de ı sl ı k çal ı yordu. Büyük sı n ı flardan biri. Lütfi Acar' ı n yata ğı n ı n ba şı na geldi. Nöbetçi ohrı allYdl: "- Niye ı sl ı k çal ı yorsun lan!" dedi. Lütfi Acar: ''- Ben mi çal ı yorum yahu!" Nöbetçi öğrenci, "kime 'yahu' diyorsun sen?" diyerek. Lütfi Acar'a şimşek çakt ı ran tokad ı yapış t ı rd ı . Lütfi Acar. yanl ışl ı kla yediği bu tokad ı ya şamı boyunca unutan ı ayacak ve süzlüğünden "yahu" Sozcü ğünü ç ı karacak t ı . Büyük smı ftakilere "abi" demek zorunlulu ğ u vard ı . Hele son sm ı ftakilerden çok çekinirdik. Sinoplu bir Halis vard ı , ondan çok korkard ı k. Döverdi de(*). Onun okul ba ş kanl ığı n ı n uzun sürdüğünü samrd ı k. Müdüre "direktörüm"; müdür yard ı mcı sı nı' "yar direktörüm" denilece ğini çabuk öğrendik. 0 yı llarda çal ış an bir ilkö ğ retim n ı üfetti ş inin gözlemlerini iletelim: 'Herhangi bir köy okuluna gidiyorum, okulda bir canl ı - l ı k, okul binası , bahçesi bak ı mlı . Sı n ı flardan ş ark ı lar, türküler duyuluyor. Köy çocuklar ı n ı n- bak ışı , duru ş u bile de ğ i ş ik. Sordü ğ um her soruya rahat yan ı tlar al ı yorunı . öğretmen de öyle. Güleryüzlü, ne şeli. Küskün de ğ il. içimden diyorum, mutlaka köy enstitülü. Soruyorum, evet köy enstitülü. İş te bu ö ğ retmen tipi o y ı llardan sonra bir daha yeti ş tirilernedi.' Talip Apaydı n Kurulu ş unun 50. Y ı l ı nda Köy Et ı sti tüleri, Eği t-Der Yay ı nları , 1990, sayfa 258


*


38 YIL SONRA
Okuldan ayrı lışı mı zdan 38 y ı l sonra, köy enstitülerinin kurulu şları nı n 50. y ı lı nda (1990) bir arkada şımla Gölköy'e gittim. Bir yetkili bizi gezdirdi. Okulda dört saat kadar kalarak, öğrencilik günlerimden izler arad ı m. SON KÖY ENSTİ TÜLÜ 91 Binbir emek verdiğimiz güzel park ımı zı n alt kı yı sı na (yola koşut olarak) yeni yönetim yap ı sı yap ı lmış . Park ı n geri kalan bölümü de, akasyalar kesilip havuz doldurularak betonlanm ış . Arabamı z' bu betona parkedip, şöyle bir çevreyi süzdük. Büyük havuzun yerine, hiç de ba şarılı olmayan bir Atatürk an ı tı oturtulmu ş (*). Park ı n yukarı smdaki 6 No'lu yap ı n ı n kimi camlar ı kı rı k. Bu yapı y ı ktı rılmay ı bekliyormu ş . Nedeni; 5 ve 6 No'hı yapı ları n üst yan ı na yenilerinin yapı lmış olması ymış . Yönetim yap ı sı na giriyoruz. Üst kata ç ıkarken kurt resimleri görüyoruz duvarlarda. Çı kı nca kar şıma salon; kar şı solda müdür odası . Salonda "hiç, okuyanla okumaya)] bir olur mu?" ba ş ta olinak üzere, "Kuran' Kerim" ve Hz Muhammet'ten al ı ntı lar as ı l ı . Yönetimden gerekli bilgileri al ı p, sunulan çaylar ı mı z ı da içince, giri ş duvarları kurt resinı leriyle süslenmi ş sinema yapı sı na varı yoruz. Buras ı , Hamdi Akçaoğlu'nun çabas ı yla arkalara toprak dökülerek basamak basan ıak yükseltilmi ş . İ ç duvarlarda kimi sözcükleri kaz ı nmış "büyük" sözler var. .. Ama ikinci bir emir daha geldi Bakanl ı ktan. Köy enstitü- sü ç ı k ış l ı tiğretmenlerle enstitülerin tüm ili ş kileri kesiliyordu. Onlar da milli e ğ itim müdürlüklerine ba ğlanı yordu. Bir köy enstitüsü ç ı k ış l ı ö ğ retmeni köyünde gidip göremez, denetleyemez., ona okulca yard ı m yapamaz, onu okula kursa alamaz hale gelmi ş tik. Köyündeki vksikliklerini gidermek için` ona okuldan bir ekip gönderemezdik art ı k. Osman Yalç ı n, Bir Eği ı imeMin An ı ları , YA/BA Yay ı nları , 1983, sayfa 99 Yukarı ya. atelyelere do ğru yürüyoruz. O da ne? Güzel kitaplığı mı zı n köşesinden bir minare yükselmi ş ! Yan ına varı yoruz, "Gölköy Öğretmen Lisesi Camii. Yap ılış tarihi *) Buraya daha önce dikilen alç ı dan yap ı lma Atatürk an ı t ı , doğan ı n etkisiyle ac ı l ı bir görünüm almış . Sonra üzerini çar şafla kapatm ış lar. 1969'da bu kula ğı , burnu kopuk an ı t kald ı r ı l ı p, yerine yemekhanedeki büst konulmu ş . Sonra da, Hasano ğ lan'da bir öğretmenin beyaz çimentodan yapt ığı bu heykel. 92 SON KÖY ENSTİ TÜLÜ 1976" yazı yor. Oysa bu güzel yap ı bizim zaman ı mı zda tamamlanmıştı . Olsa olsa minaresi eklenmi ştir 1976'da. Marangoz atelyesinde bir dülger, kimbilir hangi "ensesi kal ı n"a bir "vitrin" yap ı yor. Revirin üst yan ı ndaki tepeye bir su deposu daha yap ı lmış . Ama bizim getirdiğimiz su yetmiyormu ş ! Eski kuyudan da motorla su bası lı yormuş . Ba şladığı mı z Yurt Park ı n yerini ar ı yorum dönü şte. Aşağıya, 1 No'lu yap ı ya dek iniyoruz. 1 No y ı kı lmarmş , direniyor. Ama 2 No'dan a şa ğıda pek ya şam izi yok. Eski yemekhane y ıkı lmış . Orta yol kald ı rı lmış . Kı yı daki öğretmen evleri duruyor. Üzüntüyle ayrı llyorum enstitüden.






HAYATİ TAHSİN YILMAZ
(GÖLKÖY KÖY ENSTİTÜSÜ)

1933'te Abana'ran (Kastamonu ► Ye ş ilyuva köyünde doğan Hayati Tahsin Yı lmaz, 1952'de Gülküv Enstitüsünü bitirdi. 12 y ı l öğ retmenlik yapt ı ktan sonra yurt d ı - şı na ç ı kt ı . İ sviçre, Almanya ve Belçika'da toplam iki y ı l çal ış t ı ktan sonra Isveç'e yerle ş ti. Yazı n ya şamı na şiirle ba ş layan Hayati Tahsin Yı lmaz, 1954'te Serpinti adl ı ş iir kitab ı n ı yay ı mlad ı . Şiirleri daha okul s ı raları nda kimi gazete ve dergilerde ç ı kı yordu. 1960' ı a Keı rail Ça ğlar, Istanbul Radyosunun bir " Şiir Dünyamı z" programı nda Hayati Tahsin Yı l ı naz'dan üç şiir okudu. Bundan sonra düz yaz ı ya yönelen Hayati Tahsin Yı lmaz, kimi dergi ve gazetelerde yazd ı . Bunlardan en önemlileri Ak şam Gazetesinde "Turist Gittim, i ş çi Oldum" adl ı 18 yazı l ı k bir dizi (1966) ve Varl ı k Dergisindeki "Bolluk Ülkesinden Notlar" ı yla İsveç günlükleridir. (1969-1980). Hayati Tahsin Y ı lmaz' ı n, Isveç ü- zerine iki kitab ı var: "Bolluk Ülkesi Isveç" (1976) ve "Yoksulluktan Vars ı llığa -İ sveç-" (1989). 1970'te Abana Gazetesini ç ı karmaya ba ş lad ı . Ayda iki kez ç ı kan Abana Gazetesi, iki kez yay ı n ı na ara verdi. Nisan 1991'de 177. say ı ya ula şan Abana, şimdi ayda bir ç ı kı yor ve her isteyene paras ı z yollarayor. Hayati Tahsin Yı lmaz, elinizdeki bu kitab ı nda Gölköy Enstitüsünü öne ç ı kararak enstitüleri k ı saca özetledikten sonra. öğrencilik an ı ları n ı sergiliyor. Ayr ı ca sayfalar aras ı nda, enstitüler üzerine yap ı t veren çoQu yazardan çarp ı cı alı ntı lar var.