‘Türkiye haritasının yirmi bir köşesinden bakan akıl ve umut gözleri’'



'Bugün önyargısız bilim insanlarının ortak tanımıyla söylersek: “Köy Enstitüleri Türkiye’ye özgü, özgür ve üretime yönelik eğitim veren, halk kültürüyle kaynaşmış kurumlardı.” Laik Cumhuriyetin eğitim ve öğretim süreci, ülkenin koşullarına uygun olarak köyden ve köylüden başlatıldı. Köy Enstitüleri’yle getirilen eğitim sistemi Atatürkçü, laik ve üretime dönüktü. Köylü ailelerin çocukları çağdaş insanlar olarak yetiştirilecekti; Feodal yapı ortadan kaldırılacak, toprak devrimi gerçekleştirilecek, kalkınma ve refah sağlanacaktı.
Cavit Orhan Tütengil’in deyişiyle, ‘Türkiye haritasının yirmi bir köşesinden bakan akıl ve umut gözleri’ olarak tüm Anadolu’yu kucaklayan 21 Köy Enstitüsü açıldı. Buralardan yetişecek öğretmenler ‘Anadolu Aydınlanması’nın, ülke kalkınmasının, çağdaş uygarlığı aşma ülküsünün öncüleri olacaktı. 1956 yılına kadar ilköğretimden geçmemiş tek yurttaş kalmayacaktı.
Köy Enstitüleri dönemi 1940 – 1946 yılları arasında, çok kısa sürdü. İlk mezunlarını 1942 – 1943 döneminde verdi. Sekiz yılda köylere 17 bin ’in üzerinde öğretmen yollandı. Bu dönemde 7953 köyde öğretmeni olan okul açıldı. Köy okullarındaki öğrenci sayısı 380 binden 1 milyon 148 bin’ e yükseldi. Dört Köy Enstitüsü’nde açılmış ‘Sağlık Bölümü’nden mezun 521 sağlık memuru ve ebe köylere gitti.
Köy Enstitüleri trenini kaçırdık, o devrimci gücü tepeledik, toprak devrimini de yapamadık. Ama Köy Enstitüleri’nin ışığı o kadar güçlü ki 1947’den günümüze kadar akan zaman içinde hiç sönmedi ve Türkiye Cumhuriyeti var oldukça da hiç sönmeyecek.
Eğitimde akıl ve bilimin dışlanmasıyla toplum cahilleştirilmektedir. Kendilerini ‘ geleceklerini hayal bile edemeyen kuşakların çocukları’ olarak tanımlayan yığınlar büyümeye devam etmektedir.
Ülkemizin varlığı ve geleceği ulusal eğitimin yeniden düzenlenmesine bağlıdır. Köy Enstitüleri uygulamasından kazanılan deneyim ışığında, yeniden ulusal ve laik eğitim sistemine mutlaka dönülmelidir.''Güngör Berk.